Basketbol Süper Ligi şampiyonu Fenerbahçe

Fenerbahçe, Spor Toto Basketbol Süper Ligi final serisinde 4. maçı 98-94 kazanarak durumu 4-0’a getirdi ve üst üste 2. şampiyonluğunu ilan etti. Son maçı parça parça izlediğim için bu maç özelinde pek bir yorum yapmayacağım, iki takımı genel olarak değerlendirmeye çalışacağım.

Öncelikle Fenerbahçe’yi tebrik ediyorum. Sadece BSL’nin değil, EuroLeague’in de şampiyonu olan sarı lacivertli takım her türlü saygıyı ve övgüyü hak ediyor. Aslında Anadolu Efes’i destekleyen biri olarak bu başarıları kıskanmıyor da değilim ama Avrupa şampiyonluğu çoğu kişi gibi beni de gururlandırdı.

Final serisi başlamadan önce tahminlerin büyük kısmı Fenerbahçe’nin 4-0 veya 4-1 ile şampiyon olacağı yönündeydi. Ben Beşiktaş Sompo Japan’ın en azından bir maç kazanmasını istiyordum, yaptığı mücadeleyle bunu hak etti de ama olmadı. Fenerbahçe üst düzey maçlardaki tecrübesiyle son hücumları ve diğer kritik pozisyonları hep daha iyi oynadı ve Beşiktaş’a karşı maç kaybetmeden seriyi bitirdi.

Beşiktaş’ı BSL’nin normal sezonunda ve FIBA Şampiyonlar Ligi’nde takip etme şansım olmamıştı. Bir yandan Anadolu Efes’in maçları için Abdi İpekçi Arena’ya gidip bir yandan da EuroLeague’deki diğer 3 takımımızın maçlarını izlemeye çalışırken basketbola ayırabileceğim zamanın sınırlarına ulaşmıştım zaten. Beşiktaş yarı finalde Anadolu Efes ile eşleşip bir de final serisi oynayınca nihayet izleme şansım oldu.

Aslında yarı final serisinde Anadolu Efes çok kötü oynadığı için Beşiktaş’ın kalitesinin pek farkına varabildiğimi söyleyemem. Fenerbahçe karşısında izlenimlerim daha sağlıklı oldu. Seride öne çıkan oyunculardan bahsetmeye Beşiktaş’tan başlayayım.

Kenan Sipahi‘yi 2. maç haricinde çok beğendim. O maçta ilk dakikalarda top kayıpları yaptığı için Ufuk Sarıca hemen kenara almıştı. Bu seride kariyerinin en olgun basketbolunu oynadı bence. Ne şut atmaktan çekindi ne de potaya gitmekten. Savunmada da sağlam durdu, sinirlerine hakimdi. Son maçın son pozisyonunda vurduğu smaç bile onun ne kadar istekli olduğunu gösteriyordu.

Michael Roll iki sezon önce Türk Telekom’da oynarken dikkatimi çekmişti. Tunus vatandaşlığı alıp Tunus Milli Takımı’nda oynamaya başlamıştı. Roll, Fenerbahçe’ye en fazla eşleşme sorunu yaşatan oyuncuların başında geldi. Özellikle Bobby Dixon ile karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda çok rahat orta mesafeli şutlar kullandı, seri boyunca iyi skor üretti. Michael Thompson’ın olmadığı son maçta oyun kurucu pozisyonunda daha fazla görev alması gerekti.

Vladimir Stimac ilk iki maçta Fenerbahçe’ye pota altını dar etti. Hücum ribaundlarında topu adeta mıknatıs gibi çekti, birçoğunu da kendisi basket yaptı zaten. Efes serisinin aksine Sertaç Şanlı’nın rotasyon konusunda pek fazla yardımcı olmaması, Stimac’ı yordu bana göre. 3. maçtaki performansı diğer maçların çok uzağındaydı, hatta ilk yarıda serbest atış haricinde basketi bile yoktu diye hatırlıyorum.

DJ Strawberry 3. maçta inanılmaz oynamıştı. Hem potaya giderek hem de dış atışlarla her türlü sayıyı buldu. Normal süredeki son üçlüğüyle Beşiktaş’a neredeyse galibiyeti getirecekti ama Fenerbahçe de son hücumda üçlüğü bulunca maç uzatmaya gitti ve sonunda Fenerbahçe kazandı.

Erkan Veyseloğlu oyunda kaldığı süreyi göz önüne aldığımızda en verimli oyunculardan biriydi. Ne zaman oyuna girse Beşiktaş’a tempo kazandırdı, basketleriyle iyi katkı verdi.

Fenerbahçe’de çoğu oyuncuyu yakından tanıyoruz artık. Yıllardır sağlanan kadro istikrarının yanında EuroLeague’de üst üste üç kez oynanan dörtlü final ve sonunda gelen şampiyonluk Avrupa’da basketbolla ilgilenen herkesi bu takıma aşina yaptı. Fenerbahçe’de ön plana çıkan oyuncular şöyleydi.

Bogdan Bogdanovic topun el yaktığı pozisyonlarda her zamanki gibi beklentileri boşa çıkarmadı. Özellikle 3. maçı uzatmaya götüren üçlük serinin en kritik pozisyonuydu. Takımın ‘maestro’su tüm maçlarda yüksek skor üretti, bildiğimiz Bogdanovic işte.

Jan Vessely uzun oyuncular arasında en istekli olanıydı. EuroLeague’de dörtlü finalin en değerli oyuncusu (MVP) seçilen Ekpe Udoh bloklarıyla savunmada yine etkili olsa da Vessely hücumda daha fazla pozisyon kovaladı. Orta mesafeden bulduğu birkaç basket pastanın üstüne çilek oldu.

Nikola Kalinic tam bir tamamlayıcı oyuncuydu. Beşiktaş’ın üç sayı çizgisini savunurken yaptığı hataları çok iyi cezalandırdı. Tabii bazen Fenerbahçe’den ekstranın ekstrası paslaşmalar gördüğümüz için rakip takımın yapabileceği hiçbir şey kalmıyor. Fenerbahçe’nin hücumda tıkandığı dakikalar az olsa da bu bölümlerde arkası dönük oyunuyla kilidi açan isim Kalinic oldu.

Melih Mahmutoğlu takımda en fazla süre bulan yerli oyuncu. Fenerbahçe üçlüklerde sıkıntı çektiği zaman Zeljko Obradovic onu oyuna alıyor, sonra üçlükleri izliyorsunuz. Bu seride bir maçta da yaptı bunu. 3 tane üçlüğü arka arkaya potaya gönderince başa baş giden maçta fark bir anda çift hanelere çıktı.

İki takımda da iyi işler yapan başka oyuncular da var elbette ama benim görebildiğim ya da aklımda kalan bu kadar. Seri 4-0 bitmiş olsa da çok keyifli maçlar izledik. İki maç uzatmalara gitti ve hiçbir maç çift hanelerde bir farkla bitmedi. Fenerbahçe’ye de Beşiktaş’a da teşekkürler.

Leave a Reply

avatar
  Subscribe  
Notify of