Referandumda HAYIR diyorum

16 Nisan’da anayasa değişikliği için çok önemli bir oylama yapacağız. Haftalar önce Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB), değişiklik teklifi ile ilgili karşılaştırmalı metnini okuduktan sonra oyumu hayır yönünde kullanmaya karar vermiştim ve bugüne kadar bu kararımda bir değişiklik olmadı.

Oylamaya sunulan iki seçeneğin içeriği dışında kararımı pek fazla bir şeyin etkilemediğini söyleyebilirim. İktidar partisinin ve Cumhurbaşkanının referandum sürecindeki davranışlarıyla ilgili eleştireceğim milyon tane nokta var ama hayır dememin sebebi bunlar değil. Kimin (hangi örgütün) ne oy vereceği de değil.

Bu durumda itiraz ettiğim maddelere değineceğim doğal olarak.

Madde 77

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin aynı gün yapılması karşılıklı denetim mekanizmasını büyük ölçüde zayıflatıyor. Çünkü şu an yürürlükte olan Siyasi Partiler Kanunu, milletvekillerinin siyasi kariyerinin tamamen parti başkanlarına bağlı olmasını engelleyemiyor. Cumhurbaşkanı aynı zamanda parti başkanı olduğu zaman meclisin önemli bir bölümünü zaten kendi eliyle seçmiş olacak.

ABD’deki sistemden örnek vermek gerekirse orada şöyle bir çözüm var. Başkanın belirlendiği seçimde Temsilciler Meclisi’nin tamamı değişirken Senato’nun sadece üçte biri değişiyor. Diğer üçte ikilik bölüm uzun vadeli bir denge unsuru taşıyor. Şu an o bölümde bulunan Cumhuriyetçi senatörler göreve geldiklerinde Donald Trump henüz Başkan seçilmemişti, pozisyonlarını Trump’a borçlu değiller, dolayısıyla aynı partiden olsalar bile Başkanı denetleyebilirler.

Madde 99 (Mülga)

Meclisin gensoru yetkisi bu maddeyle birlikte yürürlükten kalkıyor. Madde 104’te de bahsedeceğim sebepler nedeniyle sistemin tıkanmasına yol açabilir.

Madde 104

Tüm bakanları Cumhurbaşkanı atıyor ve Bakanlar Kurulu kavramı ortadan kalkıyor, Bakanlar Kurulu’nun tüm yetkileri Cumhurbaşkanına geçiyor. Cumhurbaşkanı en azından seçimin 2. turunda %50’den fazla oy almış olacak ama aslında desteği daha düşük olabilir, Mecliste çok parçalı bir dağılım olabilir.

Bir anlamda azınlık hükümeti kurmayı kolaylaştırmanın istikrar getireceği düşünülüyor ama yasal düzenleme yapacak çoğunluğa sahip olmayan, buna rağmen gensoruyla düşürülemeyen bir yürütme organı da ortaya çıkabilir. Seçimlerde 90’lı yıllardaki gibi bir tablo görürsek, yeni sistem çok daha kötü bir şekilde kilitlenebilir.

Madde 105

Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma isteği Mecliste salt çoğunluğun önergesiyle mümkün oluyor. Halbuki yürürlükten kalkan Madde 100’e göre Meclisin onda birinin önergesiyle Başbakan ve bakanlar hakkında soruşturma açılması istenebiliyordu. Yüce Divana sevk kararı daha önce salt çoğunlukla alınabilirken yeni tasarıda üçte iki oyla alınıyor. Cumhurbaşkanına cezai sorumluluk gelse de bu sorumluluk yeni yetkilerle doğru orantılı değil.

Madde 106

Cumhurbaşkanlığı makamı bir sebeple boşalmışsa ve genel seçime 1 yıldan az süre kalmışsa TBMM seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yenileniyor. Bu demek oluyor ki Cumhurbaşkanı son 1 yıllık sürede istifa ederek Meclisi de feshedebilir. Bu bölüm istismara açık.

Ayrıca iki dönem sınırı çok esnek. Sadece Cumhurbaşkanlığı seçiminin yenilenmesi durumunda bir sonraki seçime kadar geçen süre dönemden sayılmıyor. Madde 116’daki değişikliğe göre Cumhurbaşkanının 2. döneminde Meclis erken seçim kararı alırsa Cumhurbaşkanı bir kez daha aday olabiliyor. Bu durum 20 yıla yakın bir görev süresini mümkün kılıyor. Yürütme yetkisine sahip bir Cumhurbaşkanı için çok uzun bir süre.

Madde 116

Yukarıda Madde 106’da da bahsettiğim üzere bu madde iki dönem sınırının iyice esnemesine sebep oluyor.

Referandumla ilgili düşüncelerim şimdilik bu kadar. 16 Nisan’a kadar bu konuda başka bir şeyler karalar mıyım bilmiyorum ama şu an uykumun geldiği kesin. Dikkat ederseniz içinde “hayır” geçen kelime oyunu veya komiklik de yapmadım, durum ciddi.

Tags:

Leave a Reply

avatar
  Subscribe  
Notify of